kriter Logo
 
Eylül 2006European Union SAYI 3
 
sp kriter Editorden icindekiler arsiv abonelik eurohorizons iletisim
spacer spacer
Editor

Havalar soğumaya, AB ile ilişkilerimiz ısınmaya başladı.

Değerli Kriter Okurları,

Ağustos ayı ile birlikte tatil dönemini de geride bıraktık.
Havalar soğumaya, Avrupa Birliği ile ilişkilerimiz ısınmaya başladı. Eylül ayının ilk haftasında, Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu'nda kabul edilen Türkiye Raporu, sezonun ilk gerginlik unsuru olarak listelere hızlı bir giriş yaptı. Parlamento'nun, kantarın topuzunu sık sık kaçırmasına alışık olanları bile şok edici üslup ve içeriği ile sadece Türkiye'de değil, Avrupa'da da "yok artık, daha neler" dedirten rapor, önümüzdeki günlerde genel kurulda oylanacak ve umuyoruz ki sağduyu sahibi parlamenterlerin çabalarıyla değiştirilecek. Gerçi Avrupa Parlamentosu, bir çoğumuzun zannettiği gibi, ulusal parlamentoların görev ve yetkilerine sahip olmadığından, bu tür kararları bağlayıcı nitelikte değil. Yani, rapor genel kurulda bu haliyle kabul edilse bile, Türkiye için bir yükümlülük getirmiyor. Ancak hukuken durumun böyle olması, kamuoyları üzerinde yaratılan olumsuz etkiyi hafifletmiyor. Yetkisiz Parlamento'nun sorumsuz kararları, AB kamuoylarında Türkiye'nin imajını bir kez daha zedelerken, Türk kamuoyunda "ne yaparsak yapalım bizi almayacaklar" algısını güçlendiriyor.

2006 Sonbaharı Türkiye-AB ilişkileri açısından zorlu geçecek. Brüksel'den gelen sinyaller, kasım ayında yayınlanacak İlerleme Raporu'nda eleştiri dozunun artacağına işaret ediyor. Siyasi reformlardaki duraklamanın ve Kıbrıs konusunun raporda geniş yer tutacağı da biliniyor. AB tarafında bu gelişmeler yaşanırken, Türkiye'de Meclis 19 Eylül'de Avrupa Birliği'ne uyum yasalarını görüşmek üzere olağanüstü toplantıya çağrıldı. İlerleme Raporu öncesinde yapılan bu manevra, kapsamlı bir reform paketi beklentisi yarattı. Ancak 301'siz paket, beklentileri karşılamaktan uzak düştü. 301'in bir başka bahara kalması, Türkiye karşıtlarının elini bir kez daha güçlendirirken, "düşünceyi suç sayan ülke" fotoğrafı, "AB üyeliği yolun-
da ilerleyen çağdaş demokratik Türkiye" fotoğrafını da bulanıklaştırdı.

Geçtiğimiz dönemde siyasi reformlar konusunda olağanüstü performans ve kararlılık göstererek, Türkiye'yi üyelik müzakerelerine taşıyan hükümet, her ne kadar aksini iddia etse de anlaşılmaz bir biçimde duraklama dönemine girmiş görünüyor. Siyasi reformlar yavaşlıyor. Türkiye'yi AB'de, AB'yi Türkiye'de anlatacak iletişim stratejisi bir türlü oluştu-rulamıyor. İşin tuhafı, 3 Ekim'e kadar AB perspektifine var gücüyle sahip çıkan ve hükümetin siyasi kriterlere uyum çabalarına destek veren sivil toplum kuruluşlarından da tek tük tepkiler dışında ses çıkmıyor.

Bu tablonun değişmesi için hepimize görev düşüyor. Türkiye'yi AB üyeliğine gö-türecek yol, uzun soluklu ve zorlu bir süreç. Bu sürece bundan önce olduğu gibi, bugün de siyasetçisiyle, medyasıyla, sivil toplum kuruluşlarıyla, hep birlikte sahip çıkmak zorun-dayız. Bu sorumluluğu şimdi üstlenmezsek, 40 yılı aşan uzun ve zorlu bir mücadelenin sonunda kazandıklarımızı, ne kadar kolay kaybedebileceğimizi hep birlikte izlemek zorunda kalırız.