kriter Logo
 
Ağustos 2006European Union SAYI 2
 
sp kriter Editorden icindekiler arsiv abonelik eurohorizons iletisim
spacer spacer
Editor

Bu yazıya tüm okurlarımıza kocaman bir teşekkürle başlamak istiyorum.

İlk sayımızda, KRİTER'in AB ve Türkiye-AB ilişkileri konusundaki bilgi eksiğinin giderilmesine katkı sağlamak hedefiyle yola çıktığını yazmıştım. KRİTER'in gördüğü büyük ilgi, sizlerden gelen övgü dolu mesajlar, dergimizin önemli bir ihtiyacı karşıladığını kanıtlıyor. ilgi ve beklentinin bu kadar yüksek olması, bizlere de daha büyük bir sorumluluk yüklüyor. Amacımız bu süreci izleyenler için temel bir başvuru kaynağı yaratmak. Ancak sadece tek yönlü bilgi akışı sağlamak değil, sizlerin katkı ve görüşlerinize de yer veren interaktif bir yayın oluşturmak. Bu amaçla Eylül sayımızdan itibaren, info@kriterdergisi.com adresine göndereceğiniz yorumlarınıza, sorularınıza ve cevaplarınıza bir bölüm ayırıyor, görüşlerinizi bizlerle paylaşacağınızı umuyoruz.

Gelelim Türkiye-AB ilişkilerinin seyrine...
AB ile müzakere süreci öngörülen takvim doğrultusunda ilerliyor. Bugüne kadar 28 başlıkta tanıtıcı, 25 başlıkta ayrıntılı tarama tamamlandı. ekim ayında 35 başlıkta taramanın bitmesiyle, AB'ye uyum düzeyimiz ortaya çıkacak. Fiili müzakereler ise doğal olarak tarama kadar hızlı ilerlemiyor. Şimdilik müzakeresi tamamlanan tek başlık "Bilim ve araştırma". Bu başlık, rekor bir hızla açıldığı gün kapandı. Ancak diğer konularda işimiz o kadar kolay değil. Bazı başlıkların açılması ve kapanması için kıyas koşullarını getirilmeye başlandı bile. Ayrıca tarım, çevre, bölgesel politika gibi uyumda zorlanacağımız ve müzakeresi, yıllar sürebilecek başlıklar da var. O nedenle sürecin ne zaman tamamlanacağını kestirmek zor. Her şey yolunda gitse ve AB müktesebatına hızlı uyum sağlasak bile işin siyasi boyutunu da göz ardı etmemek gerek.

Süreç boyunca siyasi kirterlere uyum, özellikle de uygulama başımızı ağırıtacağa benziyor. ekim ayında yayınlanacak İlerleme Raporu'na ilişkin Brüksel'den tatsız sinyaller geliyor. Gerçi iş ciddiye bindikçe, AB'nin eliştiri dozunu artırması alışıldık bir durum. Diğer aday ülkelerde de bunun örnekleri yaşandı ama konu Türkiye olunca, "hassasiyetler"in oranı otamatık olarak artıyor. işin doğrusu, Türkiye de, iki ileri bir geri temposuyla bindiği dalı kesmekten geri kalmıyor.

Diyelim ki siyasi kriterlere de uyum sağladık. Bu bir iç hukuk meselesidir, geçiririz kanunları Meclis'ten olur biter dedik. Varsayalım uygulamadakı aksaklıkları da giderdik. Konu gelip Kıbrıs'ta düğümleniyor. Kıbrıs, Türkiye ne kadar istese de tek taraflı çabayla çözülebilecek bir konu değil. GKRY'nin sorunu çözmeye pek niyeti olmadığı açık. Kıbrıs'ın güneyi, var gücüyle AB içinde kendine destek arıyor. Bulmakta da pek zorlanmıyor. Fransa ile akskeri işbirliği yakınlaşması bunun son örneklerinden biri.

AB'li büyük ülkeler, kritik durumlarda geri çekipi, şovu sahne arkasından yönetmeyi iyi biliyor. ^KKTC'ye izolasyonların kalkmasını biz de istiyoruz, ama verilmiş sözümüz yok. Limanların açılması ise bir ön koşul" deyip topu taca atıveriyor. Varsın pirincin taşını türkiye ayıklasın.....

türkiye'de ise pirincin taşını ayıklamak bir yana, gündem giderek AB'den uzaklaşıyor. Ortadoğu krizi, tırmanan terör olayları, Cumhurbaşkanlğı seçimleri, genel seçimler, ekonomik kaygılar derken, çözüm bekleyen sorunlar birikiyor. AB, öncelikler listesinin alt sıralarına indikçe toplumsal ilgi ve detek de azılıyor. Üyelik hedefinin bir dış politika meselesi değil, her alanda köklü bir dönüşüm projesi olduğunu bir an önce hatırlamamızda, siyasetçisiyle, sivil toplumuyla, medyasıyla kolları sıvamamızda fayda var. Unutmayalım, kaybedecek vakti olmaya AB değil.....