kriter Logo
 
TEMMUZ 2010European Union SAYI 49
 
sp kriter Editorden icindekiler arsiv abonelik eurohorizons iletisim
spacer spacer
Editor

Kral Çıplak

Türkiye’nin katılım müzakereleri sıradışı bir seyir izliyor.
Özellikle son dönemde ‘ha tıkandı ha tıkanacak’ ruh
haliyle, yüreğimiz ağzımızda götürüyoruz süreci.
Durumun bu noktaya gelmesinin nedenleri ise hangi pencereden bakıldığına göre değişiyor.

Bizim pencereden bakıldığında, süreci tıkayan AB.

Çünkü: Müzakerelerin ucunu açık bırakan ve bir üyelik
tarihi telaffuz etmekten kaçınan da; “Üyelik kriterlerini
tümüyle yerine getirseniz bile hazmetme kapasitemiz
müsait olmazsa sizi alamayabiliriz” diyen de;
G.Kıbrıs’a liman ve havaalanlarını açmadığımız için 8
faslı bloke eden de; Fransa ile GKRY’nin bazı fasılların
müzakeresini engellemesine göz yuman da; ve her fırsatta “Türkiye’nin yeri AB değildir”, “üyelik değil imtiyazlı
ortaklık verelim” söylemleri ile bizi üyelik hedefinden
uzaklaştırmaya çalışan Avrupalı liderleri dizginleyemeyen
de AB...

AB penceresinden bakıldığında ise, tıkanıklığın
nedeni Türkiye.

Çünkü: Ek Protokolü G.Kıbrıs’a uygulamayarak
8 faslın bloke edilmesine neden olan
da biziz; Reformları AB’ye üye olmak için
değil kendimiz için yaptığımızı unutup, siyasi
kriterlerin ve AB müktesebatının gereklerine
uyumda ayak sürüyen de...

Fransa ve G.Kıbrıs’ın blokajlarını ise, üye ülkelerin oybirliği ile aldığı kararlar olmadığı için “resmi” engelden
saymıyor AB. Ama tek bir ülkenin itirazı bile müzakere
fasıllarının açılmasını önleyebildiğinden, açılamıyor
o fasıllar yine de…

Neticede yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan
misali, hiçbir yere varmayan bir tartışmanın ortasında
buluyoruz kendimizi. İşte böyle bir ortamda ite kaka
sürdürmeye çalıştığımız katılım müzakerelerinde, neredeyse 5 yılı geride bırakıyoruz. Önümüzdeki sürece
baktığımızda da görünen manzara iç açıcı değil. Başmüzakerecinin ve ekibinin olağanüstü çabaları olmasa, tek bir fasıl bile açamaz hale geleceğiz.
Peki nereye varacak bu işin sonu?

Bu sorunun yanıtını verebilmek için tarafsız bir pencereden bakmaya ihtiyaç var. O pencereden bakıldığında da Zeynel Lüle’nin Kriter’in ilerleyen sayfalarındaki yazısında değindiği temel sorun öne çıkıyor. Yani her iki tarafın da “mış gibi” yapıyor olması… “Bir yanda Türkiye’yi üye yapacak “mış” gibi davranan AB, diğer yanda üye olmak istiyor “muş” gibi davranan Türkiye... Bu yaklaşımla iki tarafın da bir yere varamayacağı açık.” diyor Zeynel ve çok yerinde bir tespit yapıyor…

AB’de de Türkiye’de de sürecin ilerlemesinden yana
olanlar bu durumdan rahatsız. Rahatsız olmayanlar ise
“mış” gibi yapanların bizzat kendileri. Yani her iki tarafta
da siyasi karar alıcılar ve sürecin tıkanmasından medet
umanlar… AB, Türkiye’yi tamamen küstürüp sistemin
dışına itmekten ve bunun doğuracağı sonuçlardan
korktuğu için, Türkiye ise AB perspektifini kaybedip
başka istikametlere yöneldiği izleniminin güçlenmesinden endişe ettiği için süreç ilerliyor“muş” gibi yapıyor. Ama ilerlemiyor ne yazık ki…

Peki her iki taraf da, “korkunun ecele faydası yok” diyerek,
“mış” gibi yapmaktan vazgeçerse sorun çözülecek
mi?

Belki çözülmeyecek ama herkes tavrını net bir şekilde
ortaya koyar ve kartları açık oynarsa, en azından sorun
ötelenmekten çıkıp, gündemin merkezine oturacak. O
zaman da “hem karnım doysun, hem kurabiyem dursun”
politikası yürütülemez hale gelecek. Yani ne AB,
“biz taahhütlerimize bağlıyız, süreç ilerliyor” derken
engel üstüne engel çıkarabilecek, ne de Türkiye iktidarı
ve muhalefetiyle “üyelik konusunda kararlılığımız tamdır”
derken bunun gereğini yapmamazlık edebilecek.

Artık bir yol ayrımına geldik. Önümüzde iki seçenek var.
Ya, hep birlikte “kral çıplak” diye bağıracağız, ya da işler
yolunda gidiyor“muş” gibi yapıp, sürecin tıkanmasına
göz yumacağız.

Ben bağırmaktan yanayım. Elbet bir duyan olur…

Dr. Şebnem KARAUÇAK
Genel Yayın Yönetmeni