 |
Kral Çıplak
Türkiyenin katılım müzakereleri sıradışı bir seyir izliyor.
Özellikle son dönemde ha tıkandı ha tıkanacak ruh
haliyle, yüreğimiz ağzımızda götürüyoruz süreci.
Durumun bu noktaya gelmesinin nedenleri ise hangi pencereden bakıldığına göre değişiyor.
Bizim pencereden bakıldığında, süreci tıkayan AB.
Çünkü: Müzakerelerin ucunu açık bırakan ve bir üyelik
tarihi telaffuz etmekten kaçınan da; Üyelik kriterlerini
tümüyle yerine getirseniz bile hazmetme kapasitemiz
müsait olmazsa sizi alamayabiliriz diyen de;
G.Kıbrısa liman ve havaalanlarını açmadığımız için 8
faslı bloke eden de; Fransa ile GKRYnin bazı fasılların
müzakeresini engellemesine göz yuman da; ve her fırsatta Türkiyenin yeri AB değildir, üyelik değil imtiyazlı
ortaklık verelim söylemleri ile bizi üyelik hedefinden
uzaklaştırmaya çalışan Avrupalı liderleri dizginleyemeyen
de AB...
AB penceresinden bakıldığında ise, tıkanıklığın
nedeni Türkiye.
Çünkü: Ek Protokolü G.Kıbrısa uygulamayarak
8 faslın bloke edilmesine neden olan
da biziz; Reformları ABye üye olmak için
değil kendimiz için yaptığımızı unutup, siyasi
kriterlerin ve AB müktesebatının gereklerine
uyumda ayak sürüyen de...
Fransa ve G.Kıbrısın blokajlarını ise, üye ülkelerin oybirliği ile aldığı kararlar olmadığı için resmi engelden
saymıyor AB. Ama tek bir ülkenin itirazı bile müzakere
fasıllarının açılmasını önleyebildiğinden, açılamıyor
o fasıllar yine de
Neticede yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan
misali, hiçbir yere varmayan bir tartışmanın ortasında
buluyoruz kendimizi. İşte böyle bir ortamda ite kaka
sürdürmeye çalıştığımız katılım müzakerelerinde, neredeyse 5 yılı geride bırakıyoruz. Önümüzdeki sürece
baktığımızda da görünen manzara iç açıcı değil. Başmüzakerecinin ve ekibinin olağanüstü çabaları olmasa, tek bir fasıl bile açamaz hale geleceğiz.
Peki nereye varacak bu işin sonu?
Bu sorunun yanıtını verebilmek için tarafsız bir pencereden bakmaya ihtiyaç var. O pencereden bakıldığında da Zeynel Lülenin Kriterin ilerleyen sayfalarındaki yazısında değindiği temel sorun öne çıkıyor. Yani her iki tarafın da mış gibi yapıyor olması
Bir yanda Türkiyeyi üye yapacak mış gibi davranan AB, diğer yanda üye olmak istiyor muş gibi davranan Türkiye... Bu yaklaşımla iki tarafın da bir yere varamayacağı açık. diyor Zeynel ve çok yerinde bir tespit yapıyor
ABde de Türkiyede de sürecin ilerlemesinden yana
olanlar bu durumdan rahatsız. Rahatsız olmayanlar ise
mış gibi yapanların bizzat kendileri. Yani her iki tarafta
da siyasi karar alıcılar ve sürecin tıkanmasından medet
umanlar
AB, Türkiyeyi tamamen küstürüp sistemin
dışına itmekten ve bunun doğuracağı sonuçlardan
korktuğu için, Türkiye ise AB perspektifini kaybedip
başka istikametlere yöneldiği izleniminin güçlenmesinden endişe ettiği için süreç ilerliyormuş gibi yapıyor. Ama ilerlemiyor ne yazık ki
Peki her iki taraf da, korkunun ecele faydası yok diyerek,
mış gibi yapmaktan vazgeçerse sorun çözülecek
mi?
Belki çözülmeyecek ama herkes tavrını net bir şekilde
ortaya koyar ve kartları açık oynarsa, en azından sorun
ötelenmekten çıkıp, gündemin merkezine oturacak. O
zaman da hem karnım doysun, hem kurabiyem dursun
politikası yürütülemez hale gelecek. Yani ne AB,
biz taahhütlerimize bağlıyız, süreç ilerliyor derken
engel üstüne engel çıkarabilecek, ne de Türkiye iktidarı
ve muhalefetiyle üyelik konusunda kararlılığımız tamdır
derken bunun gereğini yapmamazlık edebilecek.
Artık bir yol ayrımına geldik. Önümüzde iki seçenek var.
Ya, hep birlikte kral çıplak diye bağıracağız, ya da işler
yolunda gidiyormuş gibi yapıp, sürecin tıkanmasına
göz yumacağız.
Ben bağırmaktan yanayım. Elbet bir duyan olur
Dr. Şebnem KARAUÇAK
Genel Yayın Yönetmeni
|